Çam Fısıltısı

indirSonbaharın kapımızı çok yakında çalacağını iliklerimde hissediyordum ama bu denli erken geleceğini tahmin etmemiştim. Birden her cam açışımda damarlarıma hücum eden sonbahar serinliğiyle hissettim gelişini…

Daha birkaç gün öncesinde gülümseyen gökyüzü yasa bürünmüş, ağlıyordu. Cıvıl cıvıl sokaklar gökyüzünü teselliye uğraşan yakınları gibiydiler. Bir vefata üzülürmüşçesine bir atmosfer… Nefes almak içinin kasvete bürünmesi için yeterli gibi… Gözyaşların akmak için yağmuru gözler gibi…

Balkona çıktım, üzerimde bir hırka… Gökyüzüne ayıp olmasın diye koyu renklere büründüm. Akşamki yağmurdan nasibini almış balkonun mermerleri. Bir de misafir kabul etmiş bu haliyle. Hangi ağacın hangi dalından kopup gelmiş bilinmeyen, kahverengiye dönen dokusu, narin, minik bir yaprak… İnsana kahveyi anımsatıyor rengi…

Gözlerim bu mahsun güzelliği terk edip onu andıran nicelerine takılıyor. Soğuk içimi titretse de deri bir nefes almaktan geri durmuyorum. Sonbaharın içime işlemesinden çekinmiyorum.

Rvin önüne sıralanmış ağaçlarda geziniyor gözlerim. Hepsi ağlamaklı çehrelerle süzüyor beni. Dalları umutsuz görünüyor. Yapraklar kalplerinde biriktirdikleri acıları dayanamayıp bırakıvermişler de o acıyla vücutlarının rengi solmaya başlamış gibi biraz yeşil, biraz kahverengiler… Acıları, ilmek ilmek hapsetmeye başlamış onları…

Tamamen umutsuz olanların boynu bükük… Caddeyle buluşmak için zamanlarının gelişini bekliyorlar. Ellerinden tutup götürecek olan rüzgârı…

Sokak taşları nemli… Renkleri daha bir koyu duruyor. Ahengi bozmak istemez gibi çatık kaşları, somurtuyor… Yaprakların ayaklar altına düşüşüne bir şey yapamadığı için üzgün, sırf bu yüzden hayata küskün duruyor. Şimdiden kimi yerleri yaprakalrı ağırlamaya başlamış…

Toprak ve susuzluktan solmuş çimenler kokusunu yavaş yavaş duyurmaya başlamış. Nasıl bir kokudur bu?

Soğuğun kokusu…
Hüznün kokusu…
Nemin kokusu…
Çimen kokusu…

Sonra gözüme Çam ağacı ilişiyor. Tüm kasvetin içinde yemyeşil duruyor. Ne bir yaprağını yitirmiş ne de niyetli görünüyor! Dimdik duruyor kamburu çıkmış, üzgün, solgun ağaçların arasında…

Dimdik ve yemyeşil!

“Umut böyle birşey işte…”

Bilgin, hafif buruk ama ne dediğinin farkında olan bir ses işitiyorum. Etrafta Çam dışında beni umursayan, kelimelerimi dinleyen yok! Öyleyse bu o diyorum, Çam fısıltısı…

“Etrafına bir bak! Ne umut, ne direnme gücü ne de başka bir şeyi kalmış bu ağaçların! Her sonbahar yasa bürünür bu topraklar…

Hiçbir zaman anlayamadım ağaçların bu hüznünü. Bir sebebi var mı bilinmez. Bir sebebi var mı?

Ben farklıyım yalnız. Yanlızım bunca cümbüşün arasında. Beni yalnız kışın umursar insanlar… O da öldürmek için…

Çam katletme mevsimi koydum ben adını. Ne duyan var beni ne gören… Baktım sen anlıyor gibisin, birkaç kelime fısıldamayı borç bildim kendime. Ne de olsa önümüzdeki kışa çıkar mıyım bilinmez…

Hayat zor… Seni umursamadan esen rüzgara, ‘sığınacak bir çatın var mı’ diye sormadan başlayan yağmura, mekânını belirtmek için vücudunu tırnaklarıyla parçalayan canlılara alışmak zorundasın. Yalnızca benim için bile hayat hiç kolay değil. Olmadı… Olmayacak!

Bütün bir yılın sonunda tüm ağaçları yasa boğan bu belki de. Bilemiyorum. Ama bu hiçbir zaman beni içten içe öldürecek bir sebep olmadı. Bir gün herşeyin daha güzel olacağına dair düşlerimi hiç yitirmedim. O günün geleceğine dair umudumu azaltamadı sonbahar. Azaltamayacak da…

Ben umudu seviyorum güzel kız… Umudun yoksa hiçbir şeyin yok demektir. Umut denen o nadide şalı hiç omuzlarından eksik etme! Kalbindeki sıcaklığı muhafaza eden odur…”

Reklamlar