Uçan Üniversite

“Bağımsızlık mücadelesi denince, akla savaş meydanları gelir. Gerçekten de, hemen her milletin tarihinde kanla yazılmış bağımsızlık destanları vardır. Ancak ilim, irfan, kültür ve sanat alanında bir bağımsızlık mücadelesini topyekûn bir şekilde ve uzun bir süre omuzlayan milletlere pek sık rastlanmaz. Polonyalılar tarihin bu pek seyrek başarılarından birine imza atmış bir millet olarak bugün ayakta duruyor.”

Sömürgeci ordularını bilim ve sanatla tarihe gömen ender bir millet olan Polonyalıların ders alınası bağımsızlık mücadelelerini Ümit Şimşek’in benzersiz yorumuyla okumak gerçekten harikaydı. Yeterince yalın, yeterince ciddi, yeterince samimi ve mahcup bir üslupla destansı bir hikâye birleşince böyle bir eser oluşmuş. Kitabın bitmesini istemedim, keşke daha uzun olsaydı dedim!

Hakikaten çok büyük dersler çıkarabileceğiniz bir hikâye. Belki şaşıracaksınız ilim ve sanatla bağımsızlığın kazanılmasına ya da insanların bu milliyetçi ruhlarına; ama bu alkışlanası mücadeleyi sizlerin de takdir edeceğini düşünüyorum.

İsyanla, propagandayla, ayaklanmayla –ya da siz nasıl isimlendirirseniz onunla- bir şeyler başarmaya çalışan Polonyalıların, her defasında son derece kanlı bir şekilde mağlup edilmeleri; teslim olmak yerine, son derece sistemli ve harikulade bir projeyle, ilim, irfan yardımıyla başarı elde etmesine olanak sağladı, onları bu tip bir yola teşvik etti denebilir. Tabi ki bu yola gidişin tek sebebi bu değildi. Sömürgeci devletlerin Polonya’yı ortadan kaldırmak için kurdukları her tuzak onları bezdirmek yerine içlerindeki nefreti daha çok besledi ve Polonya ender görülen bir başarıya imza attı!

Her dalda çok başarılı isimler yetişti. Müzikte hemen herkesin tanıdığı dünyaca ünlü müzisyen Chopin o devirde kendini gösterdi. Bir Polonyalı olan Chopin, bu isyan projesinin bir ürünüydü. Birçok bilim adamı, birçok yazar ve şair ortaya çıktı bu dönemde! Halkın tamamı bilim ve sanata sıkı sıkıya sarılmıştı!
Uzun yıllar, zorlu zamanlar geride kaldı; Polonya tekrar bağımsız bir devlet oldu. Dert, tasa, sıkıntı bitti derken; Amerika içten çökerten stratejisini adeta bir zehir enjekte eder gibi Polonya’nın bileklerine aşıladı. Ne zorbalık ne de bir başka kaba kuvvet kullanarak yaptı bunu… Amerika öyle bir yol izledi ki; Polonyalılar işgal altındayken zorla öğrendikleri yabancı dillere ilgi duymaya ve kendi rızalarıyla öğrenmeye; tabelalarında vs. o dillerden alıntılar yapmaya başladılar.

Yabancı kanallar kapladı televizyonlarını. Hatta öyle bir an geldi ki yerel kanallar kısıtlandı. Giyim kuşamı, yaşam tarzını, insanların ne yiyip ne içeceklerini, ne izleyeceklerini, hangi şarkıları dinleyeceklerini onlar belirler oldu… Polonya bağımsızlığını elde etti ama sömürgeci devletler de istediklerini elde ettiler ve tüm çabalar boşa gitti…

Tanıdık geliyor değil mi? Polonyalıların içten fethedilmesi çok yakınlarınızdaki bir şeyleri anımsatıyor sizlere… Türkiye’de, herhangi bir şehirde yürürken tabelalara bakın… Mağaza isimlerine, dükkânlara, hatta bakkallara bile bakın! Çevrenizde ne kadar yabancı kelime görüyorsunuz? Ne kadar yabancı ürün tüketiyorsunuz? Yabancı kanal ve müzikler ne kadar revaçta? Ya giyim kuşamımız, her şeyin ne kadar değiştiğinin ve yaşam tarzımız da dahil ne kadar yabancılaştığımızın farkında mısınız?

Ümit Şimşek’in ele aldığı Polonya tarihinde yaşanan bu olaylar şu an yaşadığımız coğrafyada bulunduğumuz durumun adeta bir aynası durumunda. Bu nedenle kitabı okumanızı ısrarla ve hararetle tavsiye ediyorum. Medeniyet ve kültürümüzü korumak adına ibret alacağımız ders notları durumundaki bu eserden mahrum kalmamak gerekir düşüncesindeyim.

Gün, bugündür!… Uyanmak vaktidir, gün batıdan doğmadan !…

Uçan Üniversite
Ümit Şimşek
Zafer Yayınları
113 sayfa

Reklamlar