İntihar

Yorgunluğun, belki de bıkmışlığın sarıp sarmaladığı derin çizgilerle doluydu yüzü. Gülümsemeye dahi mecali kalmadığını düşündürebilecek bir sessizlik dalgasıyla çevrelenmiş gibiydi onun bulunduğu kareler. Solgun gün ışığı ortamı daha da kasvete bürüyordu.

Etrafı oldukça kalabalık olmasına rağmen hiç kimseyi fark etmiyordu. Oldukça derin düşüncelerin, suallerin karmaşık sokaklarına girip çıkıyor ama labirentin sonuna varamıyor gibiydi. Gibisi mi vardı, doğru ya… Bu iş içinden çıkılmaz bir hâle gelmişti. Artık nefes almak da bir azaptı onun için.

Usulca ayağa kalktı ve sahil boyunca yürümeye başladı. Birbirleriyle konuşup gülüşen, birşeyler yiyip içen, şakalaşan insanlara boş boş bakıyordu. Sanki yalnızca deniz onu anlayacaktı. Sanki yalnızca deniz… Onun mavi suları… “Aslında deniz mavi görünüyor ama suyun bir rengi yok ki?!” diye düşündü. Yoktu değil mi? Yoksa o mu yanılıyordu? Hayır, hayır.. Suyun bir rengi yoktu, şeffaftı o ama birçok su bir araya gelince ve gök yüzünün yansıması olarak mavi görünüyordu. Öyle olmasa bile onun için öyleydi artık!

Acıktığını hissediyordu. Umutsuz bir hâlde ceplerini yokladı. Bir cebinden oldukça yıpranmış bir peçete çıktı. Diğeriyse boştu… Sabahtan beri içinde boğulduğu soruyu hatırlamak istemiyordu. Hatırlasa içinden çıkamayacaktı. Boğulmak istemiyordu ama boğulmanın bir çaresizlik olduğu düşüncesini kabul edemiyordu. Deniz onu içine çekmeliydi. Orası sessiz bir yerdi, balıklar konuşma bilmediğine göre… Evet, sessizdi! Orada huzuru bulabilirdi. En azından o öyle umuyordu.

O gece diğerlerinden daha azap vericiydi. Dayanamayacağını hissederek önceden kararlaştırdığı tepeye çıktı. Yol boyu acımasız soru işaretleri beynini tırmalayıp durdular. Sonunda tepeye varmıştı. Buradan etraf ne kadar da güzel görünüyordu. Bir daha görememek kötü olacaktı ama bu sinir bozucu soru işaretleriyle uğraşmaktan iyiydi ona göre.

Tepenin en uç noktasında dimdik  duruyordu. “Henüz yıkılmadım!” ifadesiydi bu ama yapmaya giriştiği tam tersi demekti. Bitmişliğin, psikolojik bozukluğun en temek göstergesi… Son bir adım kalmıştı. Kendisini özlediğini düşündüğü serin sulara bırakacaktı. Gözlerini yumdu ve perde perde hayatını düşledi. Tekrar gözlerini açmak istemediğine karar verdi ve derin bir nefes alıp son adımı da atıverdi!

Bir süre tatlı bir rüzgar esti ama sonra deniz bir tokat gibi çarptı vücuduna. İntihardı bu işte! Acı ama gerçek…

Bitecek diye düşündüğü sıkıntıların daha kötülerinin onu beklediğinin farkında olmadan, bilerek ama düşünemeyerek yaptı… Pişman olmaya bile vakit buldu ama geri dönmeye vakit bulamadı. Dost ve serin bildiği sular vurdu, yaktı! Hayat bu kadar kısaydı işte, daha uzunduysa bile haddini aşıp o kısaltmıştı.

Hiçbir durumun “çaresizlik” adı altında caiz görülemeyeceğini vurgulamak istiyorum. Çaresizlik diye bir kelime yok, okuduysanız da unutun! Çaresiz değilsiniz! ÇARE SİZsiniz!*

Anahtar kelime de bu zaten. Anahtar kilitli kapıları açmaz mı? Açar. Öyleyse çarenin siz olduğunu bildiğiniz sürece problemlerinizi çözememeniz için hiçbir sorun kalmamış demektir. Biz daima söylüyoruz, varsa bir sorununuz buyrun konuşalım. Ama ya çekingeniz ya da başka bir yazıda bahsettiğimiz ifade problemi yaşıyoruz. Bunları bir kenara bırakalım, olayları yabancı birinin daha iyi irdeleyebileceğini unutmayın. Çünkü yabancı biri olaya tamamen tarafsız (nötr) bakacaktır ve sorununuzu çözmenizde %80 daha faydalı olacaktır. Kalan kısım da sizin iradenize bağlı tabiki.

Yeter ki paylaşmak isteyin, biz varız, buradayız! Bekleriz efendim.. 🙂

 

 

 

*İHH’yı bu buluştan ötürü kutlamak gerek. Tekrar tekrar tebrik ediyorum.

Reklamlar