Var mısın Yok musun?

-Uzun zaman sonra, bir şeyleri yeniden keşfetmenin heyecanıyla dopdolu içim!
-Keşfetmek… Keşif… Hım?!

Bu birçok insan için hiçbir şey ifade etmiyor. Garip gelecek belki (Garipsediyseniz bu iyiye işaret 😉 ama öyle gerçekten… Amaçsız, anlamsız, sadece yaşamak için yaşanan saniyelerle geçip gidiyor zaman… Geçiyor… Ve… Gidiyor! Sona gittikçe yaklaşıyor! Mesele fark etmememiz, fark edemememiz, fark edemememizin istenmesi… Mesele açık, mesele net, mesele biz anlayamasak da oldukça vahim!

Tepkisiz toplum (!) olarak nitelendirebileceğimiz toplumumuzda neler görüyorsunuz “Biz değiştik… Değiştik mi gerçekten?” diyebileceğiniz? Bir sağınıza solunuza bakın! Sokaklara asılmış tabelalara (bu lafım da klâsikleşmeye durdu laf aramızda), bakkalların dahi isimlerine bakın! Ve yalnızca bir sokak boyunca gördüğünüz yabancı kelimeleri sayın! En az beş tane göreceksiniz (hadi sizi mi kıracağım 3 olsun ama muhakkak vardır!). Bu, modernleşme mi, yabancı dilde müthiş (!) olduğumuzun göstergesi mi, gelişmişliğimiz (!) mi yoksa kayboluşumuz, yok oluşumuz, adım adım tükenişimizin apaçık, noter belgeli (!) göstergesi mi?

Uçan Üniversite adlı bir kitap var (yakın zamanda ondan bahsettiğim, sizi daha iyi aydınlatacak olan yazımı da burada paylaşacağım inşallah), bulup alın derim eğer düşünmeye, irdelemeye, sorgulamaya, “Benim etrafımda neler oluyor?” demeye başlamak istiyorsanız, “Düşünüyorum öyleyse VARIM!” diyorsanız, buyurun diyorum tekrar! Buyurun, yolunuz açık ve bahtiyar olsun!…

Bu yıl otobüsle baş başa kalmaya ilk defa fırsat bulduğum ve ondan bir daha kopamadığım =) bir yıldı. Sokakta yürürken, otobüste yan yana dururken, durakta beraber otobüsü gözlerken gördüğüm insanların yüzlerinde farklı hisler, düşünceler vardı. Kimileri her gün aynı şeyi yapmaktan bıkmış, usanmış. “Yeter, bezdim bu hayattan!” dercesine arabesk ve baygın bakıyor etrafına… Kimileri hala süsünün, makyajının, saçının başının, kıyafetinin, karşı cinsin derdinde… Kimileri burnu tavana değecek biçimde yürüyor ama otobüse (!) biniyor, bazen iğrenerek, bazen küçümseyerek baktığı insanlarla omuz omuza saatlerce dikiliyor!

Siz! Her gün aynı şeyi yapmaktan bıktınız, usandınız ama bunu bile delice arzularken yapamayanlar olduğunu unutuyorsunuz! Her an ne olacağını tahmin edememenin korkusuyla yaşıyor insanlar! Gazze’de… Ya onlar ne yapsınlar? Siz nefes almaktan bıktınız ama onlar nefes alabilmek, nefes aldırabilmek için savaşıyorlar! Direniyorlar… Ya siz! Süsünüz, kıyafetiniz, parfümünüz mü kurtaracak bu milleti, bu dünyayı sanıyorsunuz? Siz sanıyor musunuz ki biz eleştirmeden, biz zorlamadan, biz düşünmeden, düşündürmeden, okumadan, anlatmadan, öğrenip öğretmeden bir şeyler değişecek? Siz sanıyor musunuz ki mahşerde bugün umursamadığınız sorumluluklarınızın hesabını vermek kolay olacaktır?

Hayır! Sanmayın ki biz bir şeylere el atmadan, en başta kendinizi tepeden tırnağa sorgulamadan “Ah vah” ettiğiniz şeylerde bir değişme gözlenecektir. Sanmayın! Sizin olmadığınız yerde hiç kimse yok demektir! Bu; felsefeniz, ilim; azığınız, Allah da yâr ve yardımcınız olduğu halde ancak büyük problemleri küçük adımlarla çözebilirsiniz, çözebiliriz!

Gözleriniz var… Sadece bakmakla yetinmeyin… Görün! Aklınız var… Durmayın, düşünün! Elleriniz var… Boş bırakmayın, uzatın ki tutan olsun! Kalbiniz var… Kararmasına izin vermeyin, sevin! Ayaklarınız var, öyleyse hak yolda ayaklarınızı sabitleyin! Diliniz var… İkaz edin, hiç değilse dua edin! Dua edin… Dua…

Okumanın, düşünmenin, sorgulamanın, tepki göstermenin vaktidir arkadaşlar! Varolduğunuzu göstermenin vaktidir!

Varsan kaybetmeyeceksin!

Peki…

Var mısın, Yok musun? =)

Reklamlar