Kraliçenin Pireleri

“1649 yılına gelindiğinde Descartes hayatının dönüm noktalarından birini yaşadı. Kraliçe Christina’ya felsefe dersleri vermek üzere Stockholm’e davet edildi. Burada bulunduğu ilk altı hafta içinde vaktini dilediği gibi kullanmakta özgürdü. Bundan sonra ise kraliçe ile birlikte felsefe çalışmaları yapması gerekiyordu. Bu daveti niçin kabul etti bilmiyorum ama, Descartes’in keyfi pek yerinde değildi. Bir yazısında “burada kışın, insanların düşünceleri sular gibi donuyor” diyordu. Belki para, belki ilgi görme isteği ya da bilemediğimiz bir sebep onu Stockholm’de tuttu.”

Kitaba “Tüketilmiş yaşamlar ya da yeniden” başlığı altında, insanlara umut aşıladığını söyleyebileceğim, belki de sizin o şekilde olduğunu düşünmediğiniz, kitabın içindeki diğer yazılara benzer uzunlukta bir yazıyla başlamış Tarık Tufan… Ardından kitaba adını vermiş olan Descartes ile Kraliçe Christina’nın bir hikayesi yer alıyor.

Descartes’in bu hikayesini “Duyduğumda boğazımı düğümleyen, yutkunmamı zorlaştıran bir hikaye” şeklinde niteler Tarık Tufan… Evet, gerçekten de insanda garip duygular oluşturan hüzünlü bir hikaye…

“Descartes, Kraliçe’ye belirli günlerde gidip felsefe dersleri veriyordu. Anlatılanlara göre Kraliçe bu dersleri yatağına uzanarak dinliyordu. Çoğu zaman da çıplak olarak. Sadece bununla da kalmıyordu. O dönem Avrupa’sında yaygın olan pireler sarayda da kendini gösteriyordu. Kraliçe çıplak halde uzanmış felsefe dersleri dinlerken, zanaatkarlara yaptırdığı altın-gümüş karışımı bir topla üzerine gelen pireleri vurarak öldürüyordu.

Descartes rasyonel dşünmeyi, metodik şüpheyi anlatırken, Kraliçe çıplak yatıyordu…”

Zavallı Descartes!… René Descartes hiç evlenmemiştir. Küçük yaşlardayken şaşı bir kıza ilgi duymasına rağmen hiçbir zaman aşık olmak istemedi. Bu sebeple Paris’te fazla kalamayıp, Hollanda’ya gitti. Bunların üstüne böyle bir olayla karşılaşan Descartes’e acımamak elde değil…

Zavallı Descartes!…

“Acı, utanç ve hüzün vücûdunun her zerresine sinmişti. Sırf bunun için kendini affetmeyecekti.

Rasyonel düşünce, metodik şüphe, çıplak Kraliçe ve pireler.

Tüm bunların ortasında zavallı bir adam…

Kraliçe, maskeli balolarda, felsefeye yaptığı katkılardan dolayı yalaka soyluların alkışlarını toplarken, Descartes’in payına, endi yavrularını yiyen bir kedinin şaşkın hüznü düşüyordu.

Gün geçtikçe Descartes’in acısı arttı. Bu da sağlığının bozulmasına yol açtı. Saraya geldikten birkaç ay sonra, 2 Şubat 1650’de pnömoni’ye yakalandı. 11 Şubat 1650’de elli üç yıl, on ay ve on bir gün yaşadıktan sonra öldü…

Kraliçe Christina ise otuz yedi yıl daha soylu alkışların cazibesinde yaşamını sürdürdü.”

Descartes… Matematiksel düşüncenin en büyük filozofu…

Descartes’in son anlarında söylediği tek cümlenin “Ey ruhum gidelim.” olduğunu duymam beni ağlatmaya yetti doğrusu…

Stockholm’de bir gece vakti…
“Neyin var Descartes?”
“Düşünüyorum öyleyse…”
“Evet. Öyleyse?…”
“Hiç…”

————————————–

Evet, kitaba adını veren René Descartes’in bu hüzünlü hikayesinden aldığımız kısa alıntılarda da gözünüze çarpacaı gibi, Tarık Tufan yalın ve akıcı bir üsluba sahiptir. Yayımlanmış kitapları arasından favorim olduğunu söyleyebileceğim bu kitap, yazarın kısa denemelerinden oluşuyor. Yanlış anlaşılmasın, kitabın üzerinde böyle bir kategori belirtilmiş değil. Fakat ben yazıları denemeye yakın buldum.

Küçük olaylar da var aralarında. Belki bir yaşanmışlık da söz konusu… Fakat yazıların gidişatından tutun, üslûbu, genel çapta yazının görünüşü bana deneme okuduğum hissini verdi.

Ben (elimde kitap olduğu sürece) günde iki-üç kitap bitiren bir insanım. Fakat bu kitabı okumayı geniş bir zamana yaymam gerekti. Bazı ifadeleri sindirmeliydim önce… Bir süre okuduktan sonra içimde yazma isteği doğuyordu mesela… Yazmak istediğimde açıp okuyabileceğim, beni kalemime sarılmaya iten bir kitap diyebilirim…

Tarık Tufan’ın kitaplarının sevdiğim yönü dilinin benim sevdiğim tarzda olması… İfadelerini, betimlemelerini benimsediğim bir yazar…

Farklı açılardan hayatı düşündüren bir kitap…

“Çocukluğumuzun ve ilk gençliğimizin değişmezlerindendir üç numara saçlar. Bir kuaförün önüne oturup da uzun uzun saçımızı nasıl kesmesi gerektiğini anlatmak gibi bir lüksümüz olmadı hiç. Tek bir cümle sarfettik. Kısa ve basit bir cümlecik; “üç numara olsun.” İstemeden söylenmiş, ağız ucuyla, kısık bir sesle, yarım yamalak söylenmiş bir cümlecik.”

Şimdiye dek erkeklerin bu tip duygular hissettiğini düşünmüyordunuz belki de… Onların saçları üç numara kesildiği için kalabalıklara uzak duruşları, kızların üç numaradan asla hoşlanmadıklarını düşünmeleri ve bu yüzden saçları kısayken kızlarla konuşamamaları… Berber biraz uzun bıraksa sevinmeleri, eve gidip fırça yedikten sonra berbere utanıp sıkılarak, öfkeyle geri dönüp “Her tarafı 3 numara olacakmış!” cümlesini sarfetmek mecburiyetinde olmaları… Bunlara hiç bu yönden bakmadınız belki de şu ana kadar…

Mesela bu kitapta -aşırı olmamasına karşın- ucuz ekmek kuyruğundan ve sahip çıkan kadınlarımızdan, annelerimizden sıkça bahsedilmiş. Belki de bu yüzden daha samimi, daha sıcak, daha bilindik sesler içeren bir kitap… Aşkı bile gereğince ifade eden sözcükler… Umut vermeye hevesli satırlar…

Uzaktan uzağa saçlarınızı okşayan kelimeler…

“Şimdi tekrar hayata sıkı sıkıya tutunma vaktidir.

Ve Allah aşkına ellerinizi sıkı tutun.

Artık eksilmeyin.

Artık düşmeyin.

Nerede olursanız olun, bir başlangıcın eşiğinde olduğunuzu sakın unutmayın. Utançlarınızla ya da onurunuzla yarına dirençli bir gülümseme gönderin. Durum ne olursa olsun. Başınızdaki örtünüzle, peruğunuzla, gözyaşlarınızla, duanızla, kırılmışlığınızla hayata asi bir gülümseme savurun. Unutulmuşluğunuzun, kovulmuşluğunuzun, terk edilmişliğinizin acısı ne kadar büyükse, o kadar asi adımlarla yürüyün bu sokakları. Asla ulaşamayacakları aşklarınızı büyütün günbegün. Utanç ve eziklik ve bunalım adına söylemler üretenlerden yüz çevirin. İlle de hayatı siz kuracaksınız, hayatı ille de sizin masum aşklarınız ve dualarınız kuracak.

Onlar düşmenizi bekliyorlar.

Onlar tükenişinizi izlemekten zevk duyuyorlar.

Onlar birbirinize öfke duymanızı istiyorlar, nefret etmenizi dostlarınızdan.

Onlara bu şansı vermeyin.

Bu keyfi yaşamalarına izin vermeyin.

Sizden çaldıkları ne varsa bırakın onların olsun. Lanet olası yaşam standartları onların olsun. Asla ulaşamayacakları hayatlar besleyin kalbinizde. Birbirimize tutundukça bıçakların ağzı kapanacak diyor usta. Birbirimize tutundukça kalbimiz atmaya devam edecek.”

Artık düşmeyin çocuklar ne olur!

Artık sıkı tutunun, Allah aşkına!

Kitabın adı: Kraliçenin Pireleri
Yazar: Tarık Tufan
Yayınevi: Birun Kültür Sanat Yayıncılık

Reklamlar