Hüzünlü Dönüş

Selamun Aleykum Sevgili Kardeşlerim!

Göz yaşlarıyla veda ettik Mekke ve Medine’ye ve yine burada, İstanbul’da ve sizlerleyiz… Nasıl bir ruh hali içinde bulunduğumu oraya önceden gitmiş olanlar bilirler. Fakat ben biraz sıkıntı çekerek gittim maddî bakımdan ve şu anda ne yapsam da tekrar para biriktirip oraya gidebilsem diyorum. Ne yapsam da yeniden Rabb’imin misafiri olabilsem!!!

İlk uçakla Cidde’ye gittik. Oradan otobüsle Mekke’ye gittik. Otobüsteyken annem birden bana seslendi “Rumeysa bak Mescide! Geldik Rumeysa, geldik!” dedi bir heyecan. Sağıma bir döndüm ki o muazzam Kral Faht kapısıyla karşılaştım. Direk ağlamaya başladım… Dayanmak ne mümkün o güzelliği görünce, oraya geldiğinin farkına varınca… Ben geldim mi yani şimdi, Kâbe hemen şuracıkta mı? soruları geliyor insanın aklına… Günahları geliyor, yaptıkları, pişmanlıkları geliyor… Ağlıyor… Dayanılmıyor…

Biz Mekke’ye geldiğimizde geceydi ve herkes yorgundu. İlk defa gelenler için programın sabah 08.00’de yapılacağını söyledi rehberimiz ama biz hemen yola çıktık. Yoldayken de çok ağladım… Annem “Dur daha gelmedik. Daha çok ağlayacaksın hepsini bugüne harcama…” dedi ama ne mümkün, durduramıyorsun… Annem mescidin girişine geldiğimizde önümüze bakmamızı, başımızı kaldırmamamızı söyledi. Mescidin içinde bayağı bir yürüdük. Sonra annem “Şimdi başınızı kaldırabilirsiniz!” dedi.

Başımı bir kaldırdım ki ne göreyim! Çığlıklarımı bastırmaya mı uğraşayım, hıçkırıklarımı dindirmeye mi, görmemi engelleyen göz yaşlarımı mı sileyim yoksa?… Hiçbir şeye benzemiyor orası! Kâbe hiçbir resimdeki gibi değil, inanın! Her şey ufacık, değerisiz; o kocaman! Öyle saf, öyle temiz, öyle huzur verici ki… Hiçbir kelime tarif edemez, sanmıyorum. Görünce dilim tutuldu benim, içimdekileri dile getiremedim. Annem dua yazmıştı onları okudum zar zor, sonra birkaç kelime de olsa ben de söylemeye çalıştım ama Rabbim kalbimdekileri biliyor, biliyorum.

Sonra hemen umremizin tavafını yapmaya başladık. Ama zor yürüyordum. Sonra say yaparken açıldım biraz ve ertesi gün daha da iyiydim. Şu an çok kötüyüm çünkü geri dönmemek istediğim, daima orada kalmak istediğim yerden gelmek zorunda kaldım… Keşke yerdeki toprak, gökteki bulut olsaydım da orada kalsaydım!… Çünkü ben buraya ait değilim, benim yerim orası… Bunu anladım oraya ayak bastığım ilk anda…

Medine gezisine çıktığımızda rehberimiz Uhud dağlarının karşısındaki okçular tepesinin üstünde bize Uhud savaşını anlattı. Yine göz yaşlarına boğulduk!… O öyle bir anlatmaydı, öyle bir fade edişti ki!… Hepimiz mânen yaşadık o savaşı… Peygamberimizin dişinin kırılması, Musab bin Umeyr’in her iki kolunu da tek tek feda edişi ve Rasulallah’a bir şey olursa (Allah korusun) görmemek için bayrakla gözlerini kapayışı, Hz. Hamza’nın şehid oluşu ve rahmet Peygamberinin mübarek gözlerinden yaşlar boşanması… Peygamberimizin öldüğü söylenen Medine’nin çalkalanışı…

Tüm bunlar ve dahasını öyle bir anlattı ki rehberimiz sanki Uhud ağladı dinlerken… “Biz Uhud’u severiz, Uhud da bizi…”

Medine de çok güzeldi… Mekke’ye göre daha sakin ve oturmuş bir kent fakat Mekke benim kalbimin doruk noktası!… Medine’de gönlümün sultanı yatarken; Mekke’de Rabb’imin evi var ve ben Rabb’imin evinde daha cok beşer ve aciz olduğumu hissettim… Sanki kendi evimmiş gibiydi orası! Oradayken hiçbir şeyden korkmadım. Çünkü Rabb’imin olduğunu her an hissettim, her an yanımda olduğunu hissettim ve bu dünyadaki her şeyden öyle güzel ki! Her kişinin gençken gitmesi gereken bir yer -ki bizimle birlikte giden bir sürü genç vardı… Gerek ailesiyle, gerek arkadaşlarıyla gelen…-

Benim annem bir yıl boyunca nevresim dikip sattı. Ben de ona yardımcı olmaya çalıştım ama o bu yıl sadece biz çocuklarını götürebilmek için dua etti, hatim indirdi, çalıştı, didindi! Biz her ne kadar hak edemesek de bileğinin hakkıyla tüm parayı topladı borç harç da yapıp gittik. Tam 5 kişinin parasını çıkardı! Sıfırdan başladık biz hiç paramız yoktu, borcumuz vardı üstelik! Demek ki isteyince oluyor, dileyince Allah (c.c) veriyor. Şüphesiz o kullarını çevresinde görmek ister! Şüphesiz ki o ne şefkatli, ne merhametlidir!…

Rabb’im sana defalarca şükürler olsun o mübarek topraklara adım atmayı bana nasib ettiğin, beni misafirin olmaya layık gördüğün ve bana bunu yaşamayı nasib ettiğin için! Allah’ım, göz yaşları içinde yazdığım şu küçük yüreğimden kopan aciz dualarımı kabul eyle -eğer ki hayırlı dualar etmeyi başarabildiysem! Rabb’im, beni sev! Beni bir an olsun kendinden uzaklaştırma ne olur! Aksine her an daha çok sar beni, her an daha fazla İslâm’a çek beni! Allah’ım tekrar misafirin olmaya layık kıl beni! Davan uğruna şehit et beni! Belki sahabenin yaptıklarını yapamam ama sen yine de ömrümü Senin yolunda harcamayı nasib et, hayırlı dediğin kullarından eyle beni!

Allah’ım ne olursun şeytanın kollarında yalnız bırakma beni! Ben acizim, ben cahilim ben toyum Sen gözümü açıp kapayıncaya kadar beni nefsimle baş başa bırakma; beni bildiğim, bilmediğim tüm kötülüklerden koru! Bu dünyada tek derdimi Rasulallah’ın derdi et! Rabb’im beni kötülüklerden münezzeh kıl ve beni sevaba çek! Kalbimdeki tüm kötü duygu ve düşünceleri yok et! İslâm tebliğiyle görevlendir beni, görevimde başarılı kıl beni, acizâne bir Mücâhide kıl beni! İslâm’ı hakkıyla yaşayanlardan eyle beni!

Cennetinde daima seninle olanlardan, Rasulallah ile komşu olanlardan eyle beni! Rabb’im annemi, babamı da affet! Onlar benim üzerime titrerler, kötü yola sapayım istemezler, bir eksikleri varsa sen ört Rabb’im onları muhafaza eyle! Onları cennette benden yüksek mertebelerle ödüllendir! Onları da çok sev! Şehadetle ödüllendirilmeye layık kıl bizi! Rabb’im biz aciziz, biz körüz, biz sağırız, biz cahiliz Sen bize kol kanat ger, bizi doğru yoldan ayırma! Sapkınlığa uğramaktan bizi sakındır ve bizi saptırmaya çalışanları da ıslah et!

Rabb’im bizi kabir azabı çekmeyecek kullarından eyle! Kabir arkadaşlarımızı hayırlı eyle! Rabb’im hayırlı dualarımızı kabul eyle, dualarımızı hayırlı eyle, sen bizi hayırlı eyle! Canım, malım, her şeyim zaten Senin, zaten Sana döneceğim, sen beni layığıyla yanına al ve bir an olsun bırakma ne olur! Dünyada da ahirette de yanında olmayı, sevdiklerinden olmayı nasib et! Rabb’im çok mahcubum ne olur beni affet!

Ne olur bana yeterince seni sevemediğim, sana yeterince kulluk yapamadığım hissini ver; acizliğimi iliklerime kadar işle ki Seni düşünmeden bir ânım geçmesin! Sana daha iyi bir kul olmak için didineyim! Bir an olsun dünya işlerine daldırma beni! Beni kendine kul kabul et, emanetinde emin kıl beni! Rabb’im sev beni, affet beni, ne olur tekrar misafirin eyle beni!

Sevgili kardeşlerim;

Bu aciz kulun dualarınıza çok ihtiyacı var! Ne olur siz de dualarınızda beni unutmayın!… Hakkınızı helâl edin!

Rumeysa Nur ERCAN

Reklamlar