Karanfiller Açarken…

Öyle zamanlar oluyor ki kendimi tanıyamadığım… Nedenini unutup ölesiye ağladığım… Hıçkırdığım!… Yalnız olduğumu iliklerime kadar hissettiğim… Üşüdüğüm ve bilmediğim şeylerden korktuğum…

Yine ağlıyorum… Lapa lapa kar yağıyor dışarıda. Her bir kar tanesiyle dans ediyor sanki göz yaşlarım. Penceremin buğulu köşesine bir kalp çiziyorum önce… Ağır ağır, her yanını hissederek… Sonra da bir çırpıda siliyorum. Bıkmış, usanmış gibi…

İncindim… Çoğu kez olduğu gibi anlaşılamadım insanlar tarafından ve bataklığa gömülüyorum ağırdan… Tuhafmış gibi ağlamalarım, gelen geçen garipbir yüzle bakıyor pencereme. Bir yağmur anlıyor beni, bir de Ankara…

Sabah olanlar geliyor yine aklıma… Ve ister istemez çok derinlerden bir nefes alıyorum. Bir gülle varmış gibi kalbimde. Öylesine ağır, öylesine saklı derinlerde… İçimdeki sıkıntıdan kurtulmak için çıktığım sabah yürüyüşünde gördüm onu. Onca olan bitenden sonra onunla karşılaşmak en son isteyeceğim şeydi doğrusu. Beni görmesin diye bir çırpıda çiçekçiye girdim ama kahretsin! Beni görmüştü işte! Hızlı adımlarla dükkâna geliyordu. Bir demet karanfil aldım. Yeni açmışlardı… Tıpkı zamanında benim olduğum gibi capcanlıydılar ama solacaklardı…

Kapıdan girer girmez bana yöneldi ama ben görmezlikten gelerek çiçekçiden çıktım. Hızlı adımlarla ilerliyordum. Arkamdan seslendi: “Serra! Konuşmamız lazım!” Duymadım onu… Duymak istemedim… Konuşacak hiçbir şey yoktu artık… Bitmişti! Çekip gitmişti bir başkasına. beni sevmediğini göstermişti. Adını kendi elleriyle silmişti yaşamımdan. Peki neden halâ benimle konuşmalıydı, işte bunu anlamıyordum… Ne yaparsa yapsın, o fasıl bitti artık diyordum kendime…

Eve geldim ve işte burada, cam kenarına oturmuş,yağan karı izliyor ve arada bir hıçkırarak ağlıyorum. Yine nedensiz… Yine çaresiz ve suskun!

Kapı çalınıyor birden dövülürcesine. Yüreğim ağzıma geliyor ve bir çırpıda koşup açıyorum. Kapının önünde kimse yok! Yalnızca bir demet karanfil ve bir kart bırakılmış yere. çiçekleri alıp, kartı okuyorum;

“İnan çok haklısın… Geri dönmeyeceğini biliyorum, benimle konuşmak istemediğini de… Ama ne olur olanları anlatmama izin ver! Son kez Serra… Saat 14:00’de kafemize bekliyorum. Lütfen gel… Kadir”

Bunları okurken öyle sakinim ki kendime şaşırıyorum. Ne kadar çok şey olmuş meğer… Ne kadar zaman olmuş onu görmeyeli. Gitmeli miyim, bilmiyorum. Belki de hiçbir şekilde onu görmek istemediğimi son defa yinelemeliyim…

Saat 13:30. Bir kot ve t-shirt giyip, kabanımı alarak kafeye gidiyorum. Öyle yorgun hissediyorum ki kendimi. Kalbimdeki gülle her gün biraz daha kilo alıyor sanki… Taşıyamayacağım diye korkuyorum.

Kafeye gittiğimde işaret ediyor. Yanına gidip oturuyorum.  Birer kola alıyoruz. Ne o konuşuyor, ne de ben… Sonra bu suskunluğu bozmak ve bu işi tamamen bitirmek için konuşmaya başlıyorum.

“Olan bitenden sonra her ne olursa olsun sana geri dönmeyeceğimi biliyorsun. Geri dönmeyi bırak, normal bir şekilde bile konuşmak istemiyorum seninle. Çünkü bana acıdan başka hiçbir şey vermiyorsun…”

“Farkındayım Serra. Ama bırak da bunu değiştireyim.”

“Değiştiremezsin Kadir! Yaşananları silip atamazsın! Tamam, birbirimizi yıpratıyorduk ve ayrıldık. Ben sana seninle görüşmemek istediğimi söyledim ve sen de kabul ettin. Aylar sonra beni arayıp dost olalım dedin. Sana gerekçemi sundum ama konuştum seninle. Çünkü samimi geliyordu sesin. Biz ayrıldıktan sonra sanki suçlu benmişim gibi benimle geçtiğin dalgalardan, beni sallamadığını (!) ifade eden hareketlerden sonra ilk defa eski Kadir olduğunu hissetmiştim çünkü. Bir ay benimle eskisi gibi konuştun. Sonra ne oldu? Durup dururken beni başından savar gibi konuşmaya başladın ve ben ertesi gün Selim’den senin başka biriyle çıkmaya başladığını öğrendim. Ve benimle konuşmak istemediğini… İşe bak ya! Bana gelen ve giden sensin! Madem gidecektin, niye geldin? Niye bana parazit muamelesi yapıyorsun? Ve şimdi ne yüzle buradasın söylesene!”

“Serra yapma böyle ne olur! O bir anlık bir şeydi. İnan her şeyi benimle konuşmak istemediğin için yaptım. Sana acı vermek istedim. Bana yaşattığını yaşa istedim.”

“Bunlar birer sebep değil Kadir! Sen bir başkasına gitmekle zaten beni sevmediğini, istemediğini, artık umursamadığını gösterdin! Böyle bir şey yaptıktan sonra beni kaybedeceğini bildiğin halde… Şu an bana söylediklerinden daha boş ve saçma şeyler yok!”

“Çok ağır konuşuyorsun Serra… Seni gerçekten sevdim, bunu biliyorsun! Seviyorum da…”

Yeter! Böyle konuşmamı hak edecek şeyler yapmasaydın. Evet beni sevdin ama bitti! Sen sadece şuan beni sevdiğini sanıyorsun. Ben istediğin zaman gelip, istediğinde gidebileceğin bir liman değilim! Bir seçim yaptıysan arkasında dur!”

“Ya o seçim tüm hayatımı mahvettiyse? Ya toyluğun verdiği bir hırsla yaptığım bu saçmalık beni harap ettiyse, hayatı bana zehir ettiyse? Anlamıyorsun değil mi? Sen yokken delirdim ben Serra! Selim bunlardan bahsetmedi sana tabi! Hayatım kaymıştı sanki! Boyna

Reklamlar