Ankara…

Şairle ortak benzer bir anımız olmadığı halde,
Neden dinliyorum bu şiiri ardı ardına böyle,
Adı değildi tek sebep, bir şeyler daha vardı bence…

Bugüne değin tek vasfı başkent olmasıydı gözümde,
Ama artık sıyırıp geçtiğim bir iç güvey memleket,
Bir kere olsun gidemeden birlikte,
Emanet ettik birbirimizi “kısmet değilmiş”lere…

Oysa ki ne çok niyetliydim Kızılay’ı görmeye,
Televizyonda değil, yüzünün çevresinde,
El ele yürümek isterdim, içimdeki korkuyla, sevinçle,
“ya sizinkilerden birisi görürse” diye…

Hiç gitmediğim halde avucumun içine çizdiğim mahallede,
O dik ve uzun yokuşu çıkmak isterdim seninle,
İstemesek de ellerimiz ayrılacaktı o an,
Ama olsun kaza süsü vererek dokunurduk birkaç kere…

Yol bitince sola dönecektik birlikte,
Hemen sağda kankanın evi,
Solda ilerde sizin bina, belki balkonda Valide,
Gerçi henüz erken, isminin sonunda yaşlı bi teyze…

Filmlerimiz gibi şiirlerimiz de mutlu sona varamadı.
Şiire çeken ayrılıktı sonuçta, dayanamadık, olmadı.
Ankara yine başkent gözümde sadece,
Gelirim bir gün, Anıtkabir’i, Kızılay’ı ziyarete…

Zamanla silinir belki avucumdan o mahalle de,
Hiç gitmediğimle kalır, yaşanmamış bir mazide,
Sen yine de selam söyle tanıyana tanımayana,
Gerçi sen neredesin şimdi, ben nerede???

Bilâl D.
01.04.2005 Cuma, 19:46

Reklamlar