Aşk-ı Hakiki

Her bir hasse için bir ibadet vardır . Onun hilafında kullanlması dalalettir. Mesela; baş ile yapılan secde Allah için olursa ibadettir, gayrısı dalalettir. (Bediüzzaman)

Bediüzzaman’ın söylediği gibi insanda birçok hasse var ve hepsinin bir yaratılış gereği yani hepsinin bir ibadeti var. Ama bunlardan ikisi var ki, diğer tüm hasselerin kullanılması bu iki büyük nimetin doğru kullanılmasına, yani O’nun emrettiği gibi kullanılmasına bağlı. Bunlardan biri akıl diğeri ise kalp. Bizim muhabbetullah ve marifetullah ilmini kazanmamızı bu iki hasse sağlıyor.

Benim değinmeye çalıştığım kalp. Çünkü kalp, tamamıyla muhabbetullah içindir. Bunu üstad üçüncü lemada şu şekilde açıklıyor:

İnsan, mahiyet-i câmiiyeti itibariyle mevcudatın hemen ekserîsiyle alâkadardır. Hem insanın mahiyet-i câmiasında hadsiz bir istidad-ı muhabbet dercedilmiştir. Onun için insan da umum mevcudata karşı bir muhabbet besliyor. Koca dünyayı bir hanesi gibi seviyor. Ebedî Cennet’e bahçesi gibi muhabbet ediyor. Halbuki muhabbet ettiği mevcudat durmuyor, gidiyor. Firaktan daima azab çekiyor. Onun o hadsiz muhabbeti, hadsiz bir manevî azaba medar oluyor. O azabı çekmekte kabahat, kusur ona aittir. Çünki kalbindeki hadsiz istidad-ı muhabbet, hadsiz bir cemal-i bâkiye mâlik bir zâta tevcih etmek için verilmiş. O insan sû’-i istimal ederek o muhabbeti fâni mevcudata sarfettiği cihetle kusur ediyor, kusurun cezasını, firakın azabıyla çekiyor.

Eğer firakın azabını çekenler varsa ki onlar daha iyi anlamaları gerekir. Hiç kimse -herkes kendi aleminde düşünsün- bana ondan daha yakın değil ve hiç kimse beni ondan daha fazla sevemez ve hiç kimse arzularımı onun kadar iyi karşılayamaz hatta ondan başkası bunu başaramaz ve yine ondan başkası benim ebed arzumu karşılayamaz. Üzüldüğümde de, sevindiğimde de ruhumu bir huzurun kaplamasını başka hiç kimse sağlayamaz.

Ama akla şöyle bir soru takılabilir. Sadece  Allah sevgisi ve bu kadar… Gerçekten böyle mi? Üstad şu şekilde cevap veriyor: “Yalnız sen bâkisin ve senin ibkan ile mevcudat beka bulabildiğini bilip itikad ederim. Öyle ise senin muhabbetinle onlar sevilir. Yoksa alâka-i kalbe lâyık değiller.” demektir. İşte bu halette kalb, hadsiz mahbubatından vazgeçiyor. Hüsün ve cemalleri üstünde fânilik damgasını görür, alâka-i kalbi keser. Eğer kesmezse, mahbubları adedince manevî cerihalar oluyor.

Demek ki, Yunus’un dediği gibi ”Yaratılanı severiz, yaratandan ötürü.” Allah’ı severiz, yarattıklarınıda onu sevdiğimiz için severiz. Bu mana çok önemli. Kalbi Allah sevgisiyle doldurmak bir nev-i yaratılış amacını yerine getirmek oluyor. Akılla da marifetullah ilmini kazandığımız zaman, O ebed arzumuzu inşaallah karşılar.

Allah hepimize  doğruyu görmeyi ve O’nun istediği gibi kullanmayı nasip etsin…
 

Reklamlar