Umut’un Gözleri

Doğânın gözlerini ovuşturmaya, esneyerek ve gevrek gevrek gülümseyerek uyanmaya başladığı saatlerde, küçük bir beden ve kısa süreli nefesleri vardı sokakta…

Otobüs duraklarında bir sis bulutu, ağlamaklı bakışlarıyla süzüyordu gelip geçenleri. Bir kedi yavrusu, ayakta durması için gereken günlük hâsılatını arıyordu kaldırım kenarlarında. Fakat bir Allah’ın kulu fark etmiyordu o gözleri! Kapkara, kalın, kıvrık kirpiklerine asılı şebnemleri kimse görmüyordu!

Ya günün doğmaya başladığı o saatlerde, henüz sıcak yataklarında uyurken binlerce insan; onun soğuktan titreyen elleri ve bir gülümseyişe, sıcak bir tebessüme hasret o bakışları yok mu! Aklıma geldikçe ağlıyorum…

İnsana kasvet veren siyah beyaz İstanbul sokaklarından birinde; bir kuyu dibinde yalnızmışçasına korkak, giysi demeye bin şahit isteyen birkaç bez parçasını üzerine giymiş, ufak bir karton parçası üzerine kıvrılmış bir küçük çocuk!  Teninin rengi ayırt edilmiyor kirden! Üstü başı pis, saçları darmadağın, bakışları mahzun ve ayakları çıplak!

Ve bir el bile yok ona uzanan! Bir tas çorba yok boğazından geçen! Annelerin çocuklarını “Bitlidir , yaklaşmayın!” uyarılarıyla tembihlediği bir levha şimdi o! Bir oyuncak hayatın oynadığı… Ağızlarda çiğnenen bir sakız!

Sanmayın ki o, sizlerden bir başkası! O, sizin eseriniz! Sizden sorulacak onun akıttığı göz yaşları! Onu siz sahiplenmezseniz, kimse sahiplenmez! Çünkü O, sizsiniz!

Ay, gökte göz kırparken kız çocuklarına, oğlan çocukları futbol maçı yaparken sokakta, sen evinde sıcak çorbanı içerken, o ağlıyordu çöp kutusu başında! Umut’tu onun adı! Umut’tu ama umudu yoktu!

Umutsuz Umut’un göz yaşları sel oldu….

Sen neredeydin o ağlarken?

Yıldızlar bile daha az parlar oldu o üzülmesin diye! Martılar ekmek parçaları taşıdılar onun yüreğine! Karanlıkta ürkekçe dolanırken bakışları, sakladın mı onu dudaklarında? Gizledin mi kelimeleri göz yaşlarında ve okşadın mı saçlarını bir an olsun?

Yoktun o an, onun yanında.

Ve o, yine de dua etti sana…

Reklamlar