Yeter ki Emret!

Geçtiğimiz günlerde okuduğum Doğan Cüceloğlu’nun “İçimizdeki Çocuk” isimli kitabında çok ilgimi çeken ve beni şok eden bir şeyle karşılaştım. Toplumumuzun “emre itaat” konusundaki hassasiyetini (!) göstermek için yapılmış bir araştırmanın sonuçlarıydı beni şaşırtan. Nokta dergisinin yaptığı araştırmada sokaktaki vatandaşın, “Meçhul bir otoritenin buyrukları”na karşı gösterdiği uyum ve tepkileri ölçülmüş.”Tiyatro sanatçısı Ezel Akay’a siyah bir pardösü giydirdi, elinde bir de megafon verdi. Akay’la Nokta ekibi başladılar kentte dolaşmaya…

Önce Yeni Camii’nin arkasındaki parka gittiler. Hava güneşliydi. Banklarda insanlar oturuyordu.

Akay, megafonla bağırarak sert bir komut verdi:
“Derhal ayağa kalkın!…”
İtirazsız, sessiz, kurulmuş robotlar gibi herkes hemen ayağa kalktı.

Eminönü iskelesinde bir başka komut:
“Herkes hemen yene çöksün!”
İskelede kim varsa yere çöktü.

Beyoğlu’nda başka bir komut:
“Herkes sıraya girsin, sayım var!”
Herkes hemen sıraya girdi.

Mecidiyeköy’de bir duvar dibinde başka bir komut patladı:
“Herkes elleriyle duvara yapışsın, ölçüm var!”
Herkes elleriyle hemen duvara yapıştı.

Bir fabrika kapısında işçilere komut verildi:
“İçeri girerken herkes parmak bassın şu kağıda!”
İşçiler parmak basarak girdiler fabrikaya.

Beyaz önlükle lastik eldivenler giymiş bir hanım gazeteci, fabrikanın içindeki kadın işçilere değişik bir komut verdi:
“Herkes soyunsun, bekaret muayenesi yapılacak…”
Kadın işçiler hemen soyunmaya başladılar…

Buna karşılık Boğaz iskelelerinden birinde, vapurdan çıkanlara komut vermediler, kibarca ricada bulundular:
“Film çekiyoruz, lütfen bir dakika durur musunuz?”
Ricayı kimse iplemedi.

Nokta’nın yaptığı deney toplumun ruhsal yapısını gösteren müthiş bir röntgen

Ne kimse komutu verenin kim olduğunu merak ediyor, ne hangi hak ve yetkiyle vatandaşlara o komutu verdiğini soruyor, ne de herhangi bir direnç gösteriyor…

İşte yüzyıllardan beri, daha küçük yaşlardan başlayan dövülmüşlüğün, sövülmüşlüğün, ezilmişliğin sonucu…”

(Çetin Altan’ın, Şeytanın Gör Dediği köşesinden)

Türk toplumunun bu kadar sorgusuz yaşadığını bilmezdim. Eşini döven, kimseden emir almayıp bildiğini okuyan, gelene geçene kükreyen bir adamın o esnada orada olup da bu emirlere itaat etmesi olasılığı konunun ne kadar gülünç olduğunu gösteriyor.

Türk toplumunda çocukluk yıllarını sağlıklı bir şekilde geçiremeyen bireylerin böyle bir olay karşısında bu tepkileri vermesi kaçınılmaz olabilir. Eşine şiddet uygulayan erkekler de çocukluk yıllarında başlarına gelen bir olay sebebiyle bu şekilde davranıyorlar belki de.

İşte baş problemimiz de bu. Çocuklarına bir şeyi öğretirken tatlı dil yerine şiddet uygulayan ebeveynlerin ileride çocuklarından çok da mantıklı işler yapmalarını beklemeleri doğru olmaz. İleride bir doktor, bir mühendis vs. bile olsa o çocuk, aynı eğilimleri kendi çocuğuna da yansıtacaktır. Çünkü insanlar geçmişlerinde yapamadıklarını değil, geçmişte yaşadıklarını tekrarlarlar…

Saygılarımla…

 (Bu yazım ilk olarak http://www.cemaat.com/ adlı sitede yayımlanmıştır.)

Reklamlar