Mihmandar

Edebiyatta Öncü…

Sınıfta Yazılan Mektup Uğruna

Yazan: mihmandar Ocak 13, 2007

Matematik dersindeydiler. Öğretmen karatahtada cebir denklemleri çözüyordu.

Birden bir öğrencinin önünde bir mektup yakaladı. Öğretmen çok kızdı bu mektuba… Önce bütün sınıfı bir güzel haşladı, sonra “Kim bu mektubu yazmışsa ortaya çıksın!” dedi.

Yazan kolay kolay çıkar mı ortaya. Çıkmadı elbet. Öğretmen müdürü çağırdı. Öğretmenin şüphelendiği bazı öğrencilere mektuptan kelimeler yazdırıldı. Böylece mektubu kimin yazdığı ortaya çıkacak ve o disiplin kuruluna verilecekti. Disiplin kurulu da onu okuldan atacaktı…

Mektubu yazan yazısının tanınmayacağından emindi. Ama vicdanı rahat değildi. Onun yüzünden kim bilir kim yanacaktı. Hem öğretmen sınıftan çıkarken ne demişti?

“Bu mektubu kim yazmışsa akşama kadar bana gelirse affedeceğim. Gelsin, özür dilesin.”
Öğrenci akşam eve gitmeden önce öğretmeninin evine uğradı:
“O mektubu ben yazdım öğretmenim! Özür dilerim!”

Ama öğretmen affetmiyordu. “Seni disiplin kuruluna vereceğim!” diyordu. Öğrencinin ağlaması, yalvarması nafileydi. Öğretmen kesin kararlıydı.

Öğrenci perişan halde evine geldi. Annesine her şeyi anlattı. Annesi çocuğu dinledikten sonra, “Doğru bir iş yapmamışsın!” dedi.
Hatalısın! Sınıfta ders dinlenir, mektup yazılmaz. Yarın öğretmenine gideriz. Ben senin adına özür dilerim.”

Ana, kız ertesi gün okula gittiler. Anne öğretmeni buldu ve özür diledi. Ama öğretmen yumuşamıyordu. Ceza vermekte kesin kararlıydı.Ana, kız ağlayarak eve döndüler. Son umut sınıf öğretmenine kalmıştı. Yarın bir kere de ona gideceklerdi.

Ama o yarın çok acı oldu…
17 yaşındaki genç kız hayatına kıydı.
Bir mektup uğruna, bir öğrenci şakası uğruna, 17 yaşındaki bir yıldız kayıp gitti…

(Hasan Pulur’un, Olaylar ve İnsanlar Köşesinden)

8 Yanıt “Sınıfta Yazılan Mektup Uğruna”

  1. levanten demiş

    bana kalırsa bencede öğrenci hatalı taki hatasından ders çıkarana kadar hatalı.ama ben sunu demek istiyorum öğretmene düşen hatasını farkeden ve bundan ders çıkaran öğrenciye karşı daha yumuşak olmalı yol görtermeli.aksi durumda deninilen gibi bir yıldız değil onbinlerce yıldız kaymış olur.teşekkür ederim…

  2. mihmandar demiş

    Çok haklısınız… Zaten bu tür durumlarla sıkça karşılaşıp, neticesinde yitip giden bir çok insan var, bir çok genç var… İlk bakışta basit görünüyor aslında: “Bir öğrencinin mektubunu hocası görür ve kızar. Öğrenci hatasını söyleyince hocası affetmez ve kız intihar eder.”

    Çok basit bir sebep gibi gözüküyor değil mi? Oysa ki o an öğrencinin ne psikolojide olduğu apaçık.. Bunalmış, korkan belki de yeterince tutunamayan sahip olduklarına… Arkadaşlarının önünde küçük düşmekten korkan… Yersiz yere aşağılanmaktan korkan… Olanlardan, kişilerden, her şeyden korkan… İçine atan… Ama aynı zamanda (ayrıntıya inmeden) düşünen bir genç… Birçokları gibi yeterince düşünemeyen ve yeterince toy olan…

    İşte biz bu tür kimseler için buradayız… Biz genciz ve burada birbirimizle her türlü derdimizi vs. paylaşmak için buradayız. İçimizi dökebilmek… Bunları bir şekilde ifade etmek mesele…

    Ne dersiniz? Siz de “Ben varım” diyor musunuz?

  3. sürgün demiş

    Ben bir eğitimciyim.
    Evvela eğitimci veya öğrtemen işte ne sayılıyorsa ben saymıyorum.Çünki affedicem diyen bir öğretmen ve en önemlisi hatasını anlayıp gelen bir öğrenciye bu şekilde davranmaz.Affedicem sözü vermemiş olsa bile.Ve böyle bir söz vermişse bunu yerine getirmelidir.

    (ayrıntıya inmeden) düşünen bir genç…(SERRA)
    İşte sorunun en temel sebebi.Düşünmeden atılan adımlar bu küçük yaşlardan (2-4)gelen bir durum.Eğer Anne ve Baba fark edip tedbir almazsa bu sonuçlar çıkıyor malesef.Ve kendini çıkmazlarda hissetmek.Hiçbir sokak çıkmaz değildir.Yeter ki girdiğimiz sokaklara bilinçsizce girmeyelim.

    Hayat;
    Ağlarken gülebilmek
    Her an bir defalık
    yanlızca sevmeye değer!

  4. mihmandar demiş

    Hocam haklısınız. Bize doğru yolu, doğru bir zamanda ve doğru biçimde gösteren kişiler olduğu sürece, bu en toy zamanlarımızda yanlış düşünce ve davranışlardan gereğince uzaklaşabileceğiz. Sizin düşüncelerinize de katılıyorum; yalnız kimi konulardaki düşüncelerim sizinle birebir örtüşmüyor.

    Sadece biz, yani genç kısım mı (ayrıntıya girmeden) düşünüyoruz acaba? Yoksa büyüklerimizden de böyle düşünenler var mı? Çok yanlış tepkiler verenler… Yanlış zamanda, yanlış sözler söyleyenler… Mesela, hiçbir eğitmenin bir öğrencisine böyle davranmayacağını söylediniz. Bense bu konuda sizden farklı düşünüyorum. Çünkü bu tip tavırlar sergileyen, hatta dahasını yapanlar duydum. Yaşayanlarla bizzat konuştum.

    Sanırım Doğan Cüceloğlu’nun “İçimizdeki Çocuk” isimli kitabını okumuşsunuzdur. Sunuş kısmına baktınız mı bilmem ama o bölümde Doğan Bey mektuplaştığı B.E’den bahsediyordu. B.E’nin kendi hayatını anlattığı mektuptan bir alıntı yapacağım size:

    “Doğan Bey, beni o kadar iyi anlamışsınız ki, aynen dediğiniz gibi ‘nefes alacak bir pencerem, hiçbir mutluluk kaynağım yokmuş’ gibi geliyor. İçinde bulunduğum durumun dış nedenlerini, bugünkü bilinç düzeyimle çok iyi biliyor, içimdeki nedenlere bir türlü ulaşamıyorum….. Çocukluk dönemime ait o kadar az şey var ki belleğimde yazmakta zorlanıyorum. Aslında çocukluğumu yaşamadım.

    (……..) tarihinde, zamana ve yöreye göre oldukça varlıklı, toprak sahibi köylü bir ailenin çocuğu olarak (……..)’in (……..) ilçesinde doğdum. Daha önce üç çocuk sahibi olmuş, bireyler arası iletişimi bozuk tipik bir kırsak kesim ailesi. Anneyi sürekli küçük düşüren bir baba, okuma yazması olmayan bir anne ve ilgiden yoksun geçirilmiş bir çocukluk dönemi. Okul öncesi döneme ilişkin anımsadığım, babanın ailesiyle pek ilgilenmediği, zamanın çoğunu dışarıda geçiren, dediğine karşı çıkılamayan, korkulan ve saygı gösterilmek zorunda olunan bir otorite olduğu. Anneyi boşamaya kalkan baba tarafından seçime zorlanmış, ben anneyi yeğlemiştim. Çok üzüldüğümü ve uzun süre hıçkırıklarla ağladığımı anımsıyorum.”

    Buraya kadar, çocuğun nasıl bir ailede yetiştiğini gördünüz. Babasını nasıl tarif ettiğini… Ailesiyle arasındaki ilişkiyi… Anne baba sevgisinden ne denli mahrum olduğunu… Böyle bir çocuk ruhsal olarak ne denli (iyi yönde) gelişebilir sizce?

    Mektup şöyle devam ediyor:

    “İlk ve ortaokuldan sonra yatılı olarak verildiğim İzmir Atatürk Lisesi’nde uğradığım bir haksızlık, çocukluğuma ilişkin, unutamadığım en kötü anımdır. Okul yatakhanesi, tekli demir somyalarla ve iki bitişik somya bir küçük ara şeklinde tenzim edilmişti. Yatakhanenin benim bulunduğum tarafında (……..) ortaokulundan gelen öğrenciler vardı. Saat 21′de ışıkların söndürülmüş, herkesin uykuya yatmış olması zorunluydu. Genelde daha önce yatakhanede olunur, uyku saatine kadar şamata yapılırdı. Bir keresinde, yatış saatinden önce bitişik somya ile aramızda bir (……..)’lı arkadaş olmak üzere konuşup eğleniyorduk. Işıklar söndürülmüş saat 21′i üç beş dakika geçmiş olmalı ki, işgüzar gece bekçisi numaralarımızı alarak gerekli yerlere bildirmiş. Ertesi gün harekete geçen o disipliniyle ünlü okul yönetimi derhal karar vererek, biri ben olmak üzere iki öğrencinin yatılılıkla ilişkisini kesti. Bu arada iri yarı bir md. mv. tarafından karanlık bir odaya kapatılarak, kafa kol bacak demeden kemiklerimiz kırılırcasına dayaktan geçirildik. Çok büyük bir çöküntüye uğramış, onurum kırılmıştı. Md. mv. edebiyat öğretmeniydi. Dayak olayından birkaç gün sonra sınıfta sınav sonuçlarını okurken, sıra bana geldiğinde, beni ayağa kaldırarak, ‘dayak attığım çocuk sendin değil mi?’ deyip, pişman olmuş bir ifadeyle yüzüme bakarak notumun 10 olduğunu söylemişti. (Yıllar sonra, bu öğretim yılında oğlumu aynı okula verdim. Bir vesileyle okul yöneticileriyle konuşurken, dayak geleneğinin sürüp sürmediğini sordum. Çocuğumun böyle bir davranışla karşılaşması halinde asla hoş karşılamayacağımı da uygun bir dille anlattım.) ……”

    Görüyorsunuz ya, öğrencilerine affedeceğini söyleyip, etmeyen hocaların yanı sıra bu denli şiddet uygulayanlar da varmış. Bu gerçek bir öykü. Kendisini ne denli etkilediğini kendisi de belirtiyor. Mektubun devamında küçük bir paragrafla babasının bu olaya tepkisinden bahsetmiş. Çocuğu sanki o dayağı hak edecek kadar büyük bir suç işlemiş hatta dahasını da hak etmiş gibi davranan bir baba bahsettiğim kişi… 1. dönem çocuğunu o okuldan alıp, başka bir liseye veriyor. B.E okula uyum sağlamasının çok güç olduğundan, öğretmenlerin kendisine düşman gibi davranmasından bahsetmiş ve bütünlemeye kaldığını hatta sınavlara girmediğinden sınıfta kaldığını da yazmış. Eğer okumazsa, köyde hayvanlara bakmakla tehtid edildiğini anlatmış. Ve mektup bundan sonra yaşamında başından geçen bunca olayın onu ne denli etkilediğinin bir kanıtı şeklinde devam ediyor:

    “Birinci sınıfı tekrar okuyarak, üstün bir başarıyla ikinci sınıfa geçtim. Bu arada ailemden yavaş yavaş kopuyordum. Öyle ki, 28km. ötedeki evime aylarca gitmediğim oluyordu.

    Lisede fen kolunu üstün bir dereceyle bitirdim. (……..) yılı sonbaharında İstanbul Teknik Üniversitesi sınavını kazanarak Elektrik Mühendisliği öğrenimine başladım.

    Yaşamımın bundan sonraki devresinde hiçbir şeyden memnun olmadım. Başarıdan bile… İçimde hep huzursuzluk vardı. Altmışlı yılların sonlarıyla yetmişli yılların başlarını kapsayan o çalkantılı yıllar İTÜ’deki öğrencilik dönemim oldu. (……..) yılında lisans diplomamı aldım. Bir yolunu bulup yurt dışına çıkmak tüksek lisans ve doktora dereceleri almak özlemimdi. Mümkün olmadı.

    Çalışma yaşamımın hiçbir evresinde memnun olmadım. Sırasıyla kamu görevlisi oldum, yüksek ücretle özel sektörde çalıştım, kendi işimi kurup yıllarca serbest mühendis müşavir olarak çalıştım. Çok şey yaptım, kazandım ama beklentilerim gerçekleşmiyordu. Doyumlu, anlamlı bir yaşam süremiyorum. Her şey bana ters ve anlamsız geliyordu. Yaptığım her işten pişmanlık duyuyordum. Olması gereken yerde olmadığım duygusu giderek yerleşiyordu. Ülkemizde son sekiz yıldır kurumsallaşan yüksek enflasyonun yarattığı sosyal ve ekonomik dengesizlikler, her türlü moral değer erozyonu, iç talepteki daralmanın getirdiği durgunluk ve belirsizlikler beni iş yaşamından tamamen soğuttu. (……..) yılında her türlü mesleki ve ticari etkinliği bıraktım. Her şey anlamsız ve yanlıştı. İnsanlar yanlış davranıyorlardı.

    Bu ortam içinde hep yanlış yapmak zorundaydım. Yanlış yapmaktansa hiçbir şey yapmamayı yeğledim. Kendimi entelektüel gelişmeye verdim. Hiçbir kez doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişilerle olamamıştım.

    Her şeye rağmen geleceğe karamsar bakmıyorum. Türkiye’de uzlaşmaya dayalı bir demokratikleşme ve onarım dönemi açılıyor gibi görülüyor. Bu bana temkinli bir iyimserlik duygusu veriyor.

    Kendim için ilk defa yazıyorum. İnanın çok zorlandım.
    Benim için çok değerli ilginiz için tekrar teşekkür eder, en iyi dileklerimi sunarım.

    B.E”

  5. sürgün demiş

    Sadece biz, yani genç kısım mı (ayrıntıya girmeden) düşünüyoruz acaba? Yoksa büyüklerimizden de böyle düşünenler var mı? / mihmandar

    Tabiki sadece gençler değil.Yetişkinlerde aynı hatalara düşüyor ve aslında sebeb yine aynı kaynağa dayanıyor ;
    Aile
    Benim gençleri almamdaki sebeb konun gidişatındandı.Yoksa ha yaşı 17 olmuş ha 37 olmuş.Sevgisiz bir ortamda büyümüş bir birey kaç yaşa gelirse gelsin aynıdır.
    “Bahçeden pis kokular geliyorsa kabahat bahçede değildir.”

  6. busenur demiş

    bence çok yanlış bir davranış suçlu olan öğretmen çünkü mektubun içinde ne yazıyordu niçin 17 yaşındaki kızı kendine kıymasını ele verdi anlamıyorum o kişi gibi öğretmen olmaz olsun bir anneyi ve bir öğrenciyi ağlatmışya acıyorum ben o adama bir de öğretmenim diye de geziyor.

  7. veli demiş

    bunu yazam öğretmen gendini de öldürmesi gerekir yoksa ben kızın ailesi yerinede olsa o öğretmenide ben öldürürdüm

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>